Askerlik Anıları

Askerlikten yaklaşık 3 hafta önce döndüm. Sivil hayata tekrar uyum sağladığımı düşünüyorum. Çok uzun süreli olmayan bu tecrübemde alışık olduğumuz askerlik anılarından biraz daha farklı olacak gözlemlerimi paylaşmak istiyorum. Şu an düşününce yazılabilecek bir sürü durum var. Ancak benim yazmaya sizin de okumaya niyetiniz olmayacak. O yüzden en azından biraz düşünmemizi sağlayacak, bardağın dolu tarafında neler olduğunu anlatmaya çalıştım. Özellikle not aldığım kısımları yazdım. Benim için en ilginç olanını en son maddeye saklıyorum.

Cezalandırılan Araçlar

Kışla içerisindeki boş bir alanda ters dönmüş bir tane araba vardı. Her gün yanından geçip giderdik. Bir süre sonra arkadaşlardan bir tanesi bu aracın kazadan sonra bu şekilde cezalandırıldığını ve buna benzer bir sürü helikopterin, tankın, uçağın cezalandırmak maksadıyla oraya buraya bırakılmalarını anlamsız ve israf olarak gördüğünü paylaştı. Askeri kafadan dolayı bunun yapıldığı, komutan helikoptere bindiğinde çalışmadığı için helikopteri tamir edip kullanmak yerine olduğu yerde bırakıp kendilerince aracı cezalandırdıklarını ve bunun sadece israf olduğunu belirtti.

Eminim çoğumuz da bu şekilde düşünüyordur. Ben de ilk duyduğumda ona hak vermiştim sessizce. Sonrasında başka bir bölgede terk edilmiş helikopter gövdesi de gördük, aynı yorumunu tekrarladı. Aradan geçen zaman içerisinde ben bu durum için başka sebepler bulmaya çalıştım kendimce. Çok basit bir mantıkla aslında bu durum, askeri sistemde hatanın kabul edilmeyeceğini simgelemek adına yapılmış olabilir mi? Çok önemli bir bölgeye, komutanı götürecek bir helikopterin o an arıza yaşaması kabul edilebilir mi? Hatalar elbette olacaktır, ancak önemli olan bu hataların olabildiğince minimuma indirilmesi değil mi? Bu durumda cezalandırılan araçların; aslında o işlerden sorumlu olan/olabilecek kişilere, hataların ne kadar maliyetli olabileceğini hatırlatmak amacıyla yapıldığını düşünebilir miyiz? İbret-i âlem olsun diye yapılıyor olabilir mi? Günümüzde herkes uçağa biniyor, uçakta meydana gelebilecek bir arızayı kabul edebilir misiniz? Uçağı inşa eden veya operasyonlarını yöneten kişilerin gerekli dikkati göstermeleri için onlara yaptığı işin ciddiyetini hatırlatacak, geçmiş hatalardan ders almalarını sağlayacak örneklerin hatırlatılması kötü mü olurdu? Canlıda problem çıkaran bir sunucuyu ve sorumlusunu, o sıkıntının tekrar yaşanma olasılığını azaltmak için nasıl cezalandırabiliriz?

Çarpıcı Hikayelerle Biten Komutan Açıklamaları

Dikkatimi çeken bir diğer durum ise, bir kaç sefer tekrar eden, konuşmanın sonundaki çarpıcı hikayeler oldu. Bu durum şu an hatırlayabildiğim kadarıyla en az 3 kez yaşandı.

İlk hatırladığım; bedellilerin çamaşır yıkatma istekleriydi. Askerler çamaşırlarını filelere koyuyor ve fileler birlikte yakınıyor. Çamaşırlar karışmıyor ama aynı makinede yıkanıyor. Komutan bu şekilde süreci açıkladıktan sonra tabi önceki dönemlerde yaşanan tatsız bir olayı anlattı. Çamaşırlar atılmış, fileler yırtılmış/açılmış, sonra bu çamaşır kimin bu çamaşır kimin diye saçılan çamaşırlar dağıtılırken; hala b*ku üzerinde olan boxerın sahibi tabiki ortaya çıkmamış ve diğer erler çamaşırlarını atmış. Yani kısacası; yıkatmak istiyorsanız fırsat var, ama sonu b*klu bitebilir. Bu hikayeden sonra yıkatan oldu mu bilmiyorum.

Bir diğer durumda ise, komutan gazinodaki kitaplığın kitaplarla doldurulup askerlerin faydalanmasını sağlayacakları bir projeden bahsetti.

Okunmayan kitap faydasızdır.

Törene gelecek olan ailelerin evdeki kitapları getirip bağışlayabileceklerini söyledi. Bence fikir çok güzel. Sonrasında hikaye şöyle: gelirken evden kitap getirebilirsiniz uygulamasını uzun dönem erlerden ev iznine gidenler için de yapıldığı paylaşıldı. Sonrasında Urfalı bir erin dönerken evden değil de direkt sıfır kitap alıp getirdiği anlatıldı. Aynı er teskerisini alıp evine döndükten çok kısa bir süre sonra tarlada çalışırken epilepsi krizi geçirip vefat ettiği haberini aldıklarını söylendi. Belki evinde kitap olmayan ama yine de gidip kitabı sıfır alıp getiren bu er sayesinde bir sürü insanın o kitabı okuduğu anlatıldı.

Silah eğitimi sırasında komutan elimizi boş kovanın çıkacağını yere koymamamız için bizi uyarıyordu. Ancak bu durum da özen gerektirdiği için sonu çarpıcı bir hikaye ile bitti. Bir önceki dönemde atış sırasında bir askerin silahı sağa sola hareket etmeye başlamış. Komutan da hızlıca hareket edip atış sırasında silah hareket etmesin diye silahı yukarıdan avuçlamış, tamda boş kovanın çıktığı yerden. Bir hafta eli şişik dolaşmış. Bize hikayeyi anlatırken o eri de biraz andı tabi. Ben hikayeyi biraz sadeleştirdim.

Benim bu durumda gördüğüm; karşı tarafa bir şey anlatılırken konuşma unutulması pek mümkün olmayan bir hikaye ile bitiyor. Bu bir tesadüf mü teknik mi? Kitlenizi düşünün: bir durumu anlatıyorsunuz, dinliyorlar ve sonrasında unutuyorlar. Ya da o an orada olmayanlar var.

Hikaye o kadar çarpıcı oluyor ki, ana konuyu unutmuyorsunuz, onunla özdeşleşiyor.

Sondaki hikayeyi başkasıyla paylaştığınız zaman asıl konuyu da aktarmak durumunda kalıyorsunuz. İş dünyasında diğer insanlara fikirlerimizi aktarırken bu tekniği kullanabilir miyiz? Ya da hali hazırda kullanılıyor mu?

Her Şey Demir

Askerlik yaptığım bölgede binaların üzerindeki tarihler 1974 yılına aitti. Daha eski olanlar da mutlaka vardır. Şöyle düşünebiliriz: sadece binalar değil diğer malzemeler de bir o kadar yaşlı. Yani askeriyede kullanılacak olan malzemelerin ömürleri uzun olmalı. Düşündüğümüz zaman tabaklar porselen, bardaklar sülahiler cam, yataklar evdekilerden farksız. Askerlerin yaşadığı ortam keşke bu şekilde olsaydı; ancak oradaki insanlar bunu imkansız hale getiriyor bence. Yani burada olan durum: kendimiz edip kendimiz buluyoruz. Orada tuvaletleri vs kullanan askerlerin kendisi, aynı zamanda tuvaletlerin durumundan şikayet edenler de askerlerin kendileri. İnsanlar farklı eğitim, sosyal gruplardan oluşuyor.

İnsanlar kendi çevrelerine, yaşam alanlarına neden bu şekilde kötü davranıyor?

Bu sorunu çözememiş olmalıyız ki askeriyede elinizi attığınız her şey demirden. İnsanların yıpratamadığı, kullanılamaz hale getiremediği tek madde bu heralde. Yine bazı durumlarda kötü hale geliyor olsa bile. Ranzalar, bardaklar, sülahiler, sandalyeler, kapılar, Playstationlar, kartinler, tabldotlar. Elinizi attığınız her şey demir. Çünkü bu şartlarda, bu zorlamayla, bu kitleyle yapabileceğiniz en az maliyetli iş bu.

60 tane demir bardak yerine 60 tane cam bardak alırsak, bir hafta sonra bardaksız kalma ihtimalimiz var.

Bu yüzden benim gözlememim; askeriye için malzeme alırken en birincil parametrenin dayanıklılık olduğu. Modern olması, kullanım kolaylığı, sağlıklı olması vs hep arka planda kalan parametreler.

Sonuç olarak; durumu değerlendirdiğimizde eldeki imkanlarla mantıklı olanın yapıldığını söylebiliriz.

Bir Mühendislik Harikası

Teslim olduktan bir kaç gün sonrasıydı. Çevreme olan yabancılığım azalıyordu. Daha az bilinmeyen nesne ve durum vardı. Koğuşlarımız 3 katlı binaların içerisindeydi. Merdivenlerin olduğu kısım iki binayı birbirine bağlar bir durumdaydı. Merdiven boşluğunda sağda ve solda merdiven vardı. Bazen o tarafa bazen bu tarafa bakıyordum. Bir süre sonra iki tarafta da olan bir şey dikkatimi çekti. Üst tarafından binanın tepesine bağlı görünen, binanın duvarına bir kol uzaklıkta dümdüz bir direk yere sabitlenmiş. Kıpkırmızı bir direk. Yere saplandığı yerde ağaç kökünde olabilecek gibi çevrilmiş toprak bir alan. Demir ve toprağın birleştiği noktada yerde bir tane araba lastiği duruyor. Bir kaç gün bu demire bakıp durdum. Daha sonra binanın çevresinde bundan bir kaç daha olduğunu gördüm. Ne olduğunu henüz anlamamıştım. Işıklar biraz geç yandı bende. Yangın merdiveni olduğunu anladığımda hayretler içerisinde kalmıştım. Yangın merdiveninden ötü yangın direği bu. Resmini çekmeyi akıl edemedik. İnternette de bulacak olan aramayı yapamadım heralde. O yüzden sizlere kelimelerle resmini çizmeye çalıştım.

Mühendislik bir soruna çözüm üretme çalışmasıdır. Ancak sadece çözüm üretmek değildir. Bir sorunun birden fazla çözümü olabilir. Mühendis, sorunu çözerken içerisinde bulunduğu şartları, sorunun şartlarını, çözümün gerçekleşmesinden sonrasını da düşünmelidir. Bu duruma yabancılar trade-off deniyor. Yani farklı çözümlerin farklı öncelikleri vardır. Bilgisayar bilimlerindeki en temel trade-off’lardan bir tanesi hafıza vs hızdır. Çözümünüz ya hızlı çalışsın istersiniz(bu durumda hafıza kullanımınız artabilir) ya da az hafıza kullansın istersiniz(bu durumda da daha yavaş çalışabilir). Birini diğerine ortamın şartlarına göre tercih edersiniz.

Peki bu yangın merdivenini inceleyecek olursak parametrelerimiz neler:

Başka ne gibi parametrelerimiz olabilir? Bu çözüm için bir direğe, araba lastiğine, kırmızı boyaya ve biraz toprağa ihtiyamız var. Bu bizi herhangi bir üreticiyle çalışmaya zorlamayacak. Bu ürünü üretmek için hiç bir kalifiye eleman gerekmeyecek. Üretimden sonra herhangi bir bakım maliyeti gerekmeyecek. Belki yüzyıllarca eskimeden ilk günkü kullanılabilirliğini koruyacak. Kullanıcıları nasıl kullanmaları gerektiği konusunda eğitilmeleri gerekmeyecek. Kullanıcı kitlesi olan 18 yaşından büyük erkekler için bu yangın merdivenini kullanmak hiç de zor olmayacak. Normal merdivenlerden çok daha hızlı olacak. Yangına dayanıklı olacak.

Benim aklıma gelen tek olumsuz durum: aynı anda birden fazla insan o direği kullanmaya kalkarsa birbirlerinin üzerine düşebilir ve boyunlarını kırabilirler. Ancak kullanıcı kitlesi genç ve dinamik olacağı için bu olasılık göz ardı edilebilir. Sizin gördüğünüz herhangi bir olumsuzluk var mı bu çözüm ile ilgili?

Komutan

Comments

comments powered by Disqus