Visingsö Adasına Gittik

Gittiğimiz Ada

Üniversitenin organize ettiği İsveççe dil kursu sınıflarından bir kaçının katıldığı ufak bir gezi oldu. Linköping’in biraz dışında Gränna diye ufak bir yere, ordan da feribot ile Visingsö adında bir adaya gittik. Detaylara bakalım.

Yolculuk Başlarken

Kurs hocalarımız da bizimleydi ve onlar da İsveçli olduğundan olsa gerek hepsi sevimli, güleryüzlü ve yardımseverdi. Hiç üşenmeden bir kağıda kısa kısa şarkılar yazmışlar(derslerde de öğretiyorlar), yolculuk sırasında hep beraber diğer öürencilerle söylediler. Bir diğer ilginç durum; yollar geniş, trafik yok, koca otobüs önündeki aracı hızının yarısı kuralına göre takip ediyor. Bu kadar güvenlik yetmiyormuş gibi koca otobüste emniyet kemerlerini takmamızı istediler. İnsan hayatını önemsiyolar ve çok sakinler. Bizim şehirlerarası otobüslerde (koltukarkadası tvlerden önce) TV izlemek için kullandığımız o büyük iki ekranda harita görünce şaşırdım. Biz yıllarca orda TV izledik ama demek ki yolcuya nerede bulunduğu bilgisini vermek için de kullanılabilirmiş. Bu da sanırım yine tipik bir İsveç hareketi. Çünkü derslerde olsun, başka türlü durumlar olsun ne yaptığın, ne yapacağın, nerde olduğun, nasıl yapacağın konusunda her türlü bilgiyi sağlıyorlar. Bu durumu üniversiteye ait sitenin sayfalarında da görebiliriz.

Adaya Varmadan

Asıl gideceğimiz yere gitmeden önce Gränna bölgesinde biraz dolaşalım diye vakit verdiler. Orası suya yakın küçük bir bölgeydi sanırım. Ana bir cadde vardı, cadde boyunca turistik eşyalar satan mağazalar bulunuyordu. İşveç’te ünlü olan bir şekerin satışını yapan mağazada aynı zamanda şekerin nasıl yapıldığını da adım adım izleyebileceğiniz bir yer vardı. Adamın biri başlangıçtan sonuna kadar şekeri hazırlıyordu. Onun dışında o bölgede pek ilginç bir şey yoktu bence.

seker hazirlayan adam seker hazirlayan adam 2 adaya giderken

Visingsö Adası

Deniz sanabileceğiniz bir gölün üzerinde bulunan uzun, ince bir ada. Oraya vardıktan sonra bizi “at arabaları” bekliyordu. İstanbul Büyükada’daki faytonlar geldi direk aklıma tabi. Ancak burada yine şaşılacak bir şekilde bu atları süren kişiler kadındı. Gün geçtikçe onları aa kadınlar da bu işi yapıyor diyebileceğiniz işleri yaparken görüyorum. Tamirci, otobüs şöfürü İşveç’te kadınlar tarafından yapıldığını gördüğüm diğer iki meslek. Adada hikayesi olan bir orman, iki kilise, yıkılmış bir kale ve bir çok tipik, bayraklı İsveç evi vardı.

Ormanın hikayesi şöyle imiş: O zamanın kralı savaş için odunlardan gemi yaptıracakmış, bu yüzden bir sürü ağaç diktirmiş. Ancak bu ağaçların büyümesi çok uzun yıllar aldığından kullanamamışlar. Bu gün hala o ağaçlar duruyormuş(uzun ilginç ağaçlardı fotoğrafını dönüşte çekerim dedim ama farklı yerden geldik). O ağaçlar şimdi şarap ile ilgili bir şey için kullanılıyormuş. İngilizce konuşan at arabacı kadından anladığım bu. Belki hikayesi nette vardır, bakmadım.

Kiliseler

Kiliselerden birinin hikayesini anlayamadım. Sizin için fotoğraf çekiyordum o ara, sorry. Diğeri ise kilise olarak yapılmış ancak soylunun biri(prens?) o yapıyı, astronomiye ilgili olduğu için gökyüzünü,yıldızları izlemek için kullanmış. Biz de yukarı çıkıp etrafa bakalım dedik: Bizim minarelerdeki gibi yuvarlak merdivenlerden vardı biraz, ancak çok çok dardı. Sonrasında tahtalar da merdivenimsi bir şeyler yapmışlardı. Yukarıdan adanın genelini görebiliyorsunuz.

kilisenin tepesi

Tipik İsveç Evleri

Küçük, kırmızımsı, bayraklı, Volvo arabalı, bahçede masa(fika için mi acaba?) ve çimenler. Buradaki kırmızımsı dediğim renkte çok yapı görebilirsiniz. Bu normal bir renk değilmiş(başka bir turda anlatmışlardı), o koyuluğa gelmesi için başka işlemler yapılıyormuş. Bayraklar da ilgimi çekti. Her evin bahçesinde bir direk ve asılı bir İsveç bayrağı. Bizim oralarda öylesi sadece devlet kurumlarında olur. Öbür türlü olursa mutlaka siyasi bir bağlantı olduğu düşünülür vs. Ancak burada normal. Okuduğum bir yazıda söylendiği gibi heralde, İsveçliler ülkelerini seviyor ve gurur duyuyorlar.