over
It is over. He is finally dead. I am a father now. ...
It is over. He is finally dead. I am a father now. ...
Bugün senden babamı alıyorum. Taşıyamadın babamın ağırlığını. ...
They got in the car, still caught in the flow of their ongoing discussion. His father was at the wheel. He sat in the back seat, quiet. ...
Annem ve babam, birer insan. Doğmuşlar, büyümüşler, ağlamışlar. Birileri tarafından zorlanmışlar, sevilmişlerdir de belki, bilmiyorum. Ancak benim gördüğüm hep acı, hep öfke, hep nefret. Hayata karşı bir olmak yerine, hayata karşı birbirlerine de düşman olmuşlar. Birbirlerinin hayatını biraz daha zorlaştırmışlar… ve biraz daha. ...
Bunlar insan değiller, İğrenç pislikler. Bunlar insan değiller, Ne kadar da güzeller. ...
Let the silence talk to you, The dark show you the way. Let loneliness crowd you, And the pain wash over you— There is nowhere to go for you. ...
Karanlık olsun istiyordu. Zifiri karanlık. Gözlerinin açık mı kapalı mı olduğunu bilmeyecek kadar karanlık olsun istiyordu. Küçücük odası zaten az ışık alıyordu. O ışık, onu bir çözüm bulmaya zorladı ve aylar sonra gözünün önündeki cevabı o çatlaklar sayesinde gördü. İstediği karanlığa sonunda kavuşmuştu. ...
Ben onları görüyorum. Ama onlar beni değil. Ben onlara özeniyorum. Ama onlar bana değil. Ben onları biliyorum. Ama kendimi? ...
Oturuyorum. İzliyorum. Bir hiçim, Etrafımdaki insanlar, Ve olaylar için. Hiçbir anlamım, Hiçbir değerim yok. Ne ne olduğumu, Ne ne yaptığımı biliyorlar. Oysaki onlar nerede olduklarını, Kimlerle olduklarını, Ne yaptıklarını biliyor görünüyorlar. ...
Daha önce birçok yerden gittim, Şehirlerden, ülkelerden, Mahallelerden, okullardan, Evlerden, işyerlerinden, Arkadaşlardan, sevgililerden, Ailemden. Kendimden gittiğim oldu mu hiç? ...